ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail ve Lübnan büyükelçilerini Washington’da bir araya getirerek iki ülke arasındaki doğrudan müzakereleri başlatıyor. Salı günü gerçekleşecek bu zirve, 1993 yılından bu yana iki komşu ülke arasındaki en üst düzey diplomatik temas olma özelliğini taşıyor.
Müzakere masasında iki kritik ana başlık bulunuyor: Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve bölgede kalıcı bir barış anlaşmasının tesis edilmesi. ABD yönetimi, bu sürecin sonunda Lübnan hükümetinin kendi toprakları üzerinde tam egemenliğini yeniden kazanmasını ve İsrail’in kuzey sınırındaki güvenlik kaygılarının uzun vadeli olarak giderilmesini hedefliyor.
Trump’ın Baskısı ve Netanyahu’nun Strateji Değişikliği
Daha önce Lübnan hükümetinin doğrudan görüşme taleplerini defalarca geri çeviren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın yoğun diplomatik baskıları sonucunda masaya oturmayı kabul etti. Netanyahu, zirve öncesinde yaptığı açıklamada İsrail’in hedeflerine dair net mesajlar verdi:
“Lübnan devletiyle bir savaş içinde değiliz. Bizim savaşımız Lübnan halkıyla değil, İran destekli Hizbullah terör örgütüyle. Ancak görüşmelerin seyri ne olursa olsun, güvenliğimizi tehdit eden unsurlara karşı operasyonlarımızı sürdürme kararlılığındayız.”
Sahada “Kontrollü” Gerilim Sürüyor
Lübnan tarafı ve Trump yönetimi, müzakerelerin sağlıklı yürütülebilmesi için saldırıların tamamen durdurulması çağrısında bulundu. Netanyahu yönetimi bu çağrıya cevaben Beyrut üzerindeki hava saldırılarını seyreltse de, Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Bint Jbeil kasabasındaki kara harekatına ara vermedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Hizbullah’ın eylemlerinin her iki ülkeyi de uçurumun eşiğine getirdiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
- Siyasi Egemenlik: Görüşmeler, Lübnan hükümetinin siyasi hayatı üzerinde tam kontrol sağlamasını destekleyecek.
- Sınır Güvenliği: İsrail’in kuzeyindeki sivil yerleşim birimlerinin güvenliğinin nasıl garanti altına alınacağı planlanacak.
- Net Ayrım: ABD yönetimi, bu süreçte İsrail’in mücadelesinin Lübnan devletiyle değil, yalnızca Hizbullah ile olduğunun altını çizmeye devam edecek.
1993 yılındaki Oslo ve Lübnan görüşmelerinden bu yana en ciddi diplomatik girişim olarak görülen bu zirve, Orta Doğu’daki dengeleri değiştirebilecek potansiyele sahip. Ancak sahadaki çatışmaların devam etmesi, anlaşma zemininin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.




