Milli Savunma Bakanlığı’ndan gelen bu açıklamalar, bölgedeki jeopolitik dengelerin ne kadar hassas bir noktada olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bugün 29 Ocak 2026; yani bölgedeki pek çok diplomatik takvimin düğümlendiği bir dönemdeyiz.
MSB’nin mesajlarını ve satır aralarını şu başlıklarla analiz edebiliriz:
1. Doğu Hattı: İran ve Sınır Güvenliği
İran’daki iç hareketlilik veya bölgesel gerilimler, Türkiye için her zaman “hudut namustur” prensibiyle birinci öncelik haline geliyor.
-
Koordinasyon: MSB’nin sadece askeri değil, “tüm devlet kurumlarıyla koordinasyon” vurgusu yapması; istihbarat, emniyet ve valiliklerin olası bir göç dalgası veya sızma girişimine karşı topyekün bir teyakkuz halinde olduğunu gösteriyor.
-
Önleyici Savunma: Birliklerin takviye edilmesi, sadece bir koruma değil, aynı zamanda sınırın ötesindeki istikrarsızlığın içeri taşınmasını engellemeye yönelik bir mesaj.
2. Suriye Dosyası: “Entegrasyon” ve Tıkanan Süreç
Açıklamadaki en dikkat çekici kısımlardan biri, SDG’nin ateşkes ihlallerinin “entegrasyon sürecini” baltaladığının belirtilmesi. Bu, Türkiye’nin Suriye’deki çözüm stratejisinde “askeri operasyon” kadar “siyasi entegrasyonu” da masada tuttuğunu gösteriyor.
-
Kritik Mutabakatlar: 18 Ocak ve 10 Mart mutabakatları (2026 perspektifinde), Suriye’nin toprak bütünlüğü ve grupların merkezi yapıya dahil edilmesi adına kritik eşikler olarak görülüyor.
-
İnsani Koridor: Suriye hükümetinin attığı bu adım, Ankara tarafından “olumlu” olarak not edilmiş. Bu durum, Şam ile yürütülen diyalog sürecinin insani düzeyde de olsa sürdüğüne işaret ediyor.
Bölgesel Risk Tablosu
| Bölge / Aktör | Mevcut Durum | MSB’nin Tavrı |
| İran Sınırı | Belirsizlik ve Gerilim | Tam kapasite güvenlik ve koordinasyon. |
| SDG / Suriye’nin Kuzeyi | Ateşkes İhlalleri | Diplomatik baskı ve askeri teyakkuz. |
| Suriye Hükümeti | Yardım Koridoru Açılması | Temkinli iyimserlik ve diyalog kapısı. |
MSB, Türkiye’nin hem doğusunda (İran) hem de güneyinde (Suriye) oluşan “istikrarsızlık boşluklarını” doldurmaya niyetli aktörlere karşı set çekiyor. Özellikle Suriye’deki entegrasyon vurgusu, önümüzdeki aylarda askeri hareketlilikten ziyade diplomatik zorlamaların artabileceğini gösteriyor.




